Mimarlık yolculuğum bir şehir efsanesiyle değil, bir kayıt tarihiyle başlıyor: 2008, Girne. Kıbrıs'ın kuzeyinde, Girne Amerikan Üniversitesi'nin o rüzgârlı kampüsünde ilk eskiz kağıdımı masaya koydum.
O yıl her şey üst üste geldi. Henüz 18 yaşımda, bavulda cetvel takımı, kafada Akdeniz'in tuzu vardı. Temel Tasarım dersine girdiğimde karşımda Ziya Tanalı vardı. O sene Sinan Ödülü'nü almış bir usta, Ankara'dan kalkıp bize gelmişti. Tahtaya çizgi çekmezdi, soru sorardı: "Sadeleştir, neyi atarsan bina nefes alır?" Kitabının adı da buydu zaten, Sadeleştirmeler. İlk hafta elimde 50 tane küp maketle sabahladım. Hepsini attı çöpe, bir tanesini bıraktı. "Mimarlık, eklemek değil, cesurca çıkarmaktır" dedi. O cümle 17 yıldır cebimde.
İlk Proje: İki Kayanın Arasında Bir Home Office
Hocanın verdiği ilk gerçek proje şuydu: kendine bir usta seç, onun için bir yer tasarla.
Ben Seyfi Arkan'ı seçtim. Neden? Çünkü Arkan, 1935'te denizin üstüne bir ev kondurmuştu, Florya Atatürk Deniz Köşkü. Cumhuriyet'in en modern adamı için suyu, kumu, treni kesmeden bir çalışma evi yapmıştı. Ben de Girne'deydim, deniz ayağımın altındaydı.
Yer olarak Girne Kalesi'nin burnunu seçtim. Kalenin surlarından bakınca denizin içinde iki kaya görünür, dalga aralarından geçer. Dedim ki, Arkan bugün yaşasa, Ankara'daki o dağ başı ofislerden kaçar, buraya gelir. İki kayanın arasına, suya değmeden duran bir home office çizdim.
Çelik kazıklar yoktu projemde, sadece gerilim halatları ve ahşap bir platform. Sabah güneşi kalenin taşına vurduğunda, masanın üstüne düşecekti. Akşam rüzgârı defterleri uçurmasın diye kuzeye yarı saydam bir taş duvar koydum. O taş, Girne taşıydı, kaleyle aynı.
Jüri günü Ziya Hoca makete uzun baktı. "Oğlum, sen bina yapmamışsın, boşluk bırakmışsın. İyi yapmışsın" dedi. O gün anladım, mimarlık bazen iki kayanın arasını doldurmak değil, oradaki boşluğu korumaktır.
Girne'den Sonra Ne Kaldı?
2008'den bugüne çok şehir, çok şantiye gördüm. Ankara'ya döndüm, beton döktüm, ruhsat kovaladım. Ama her projeye başlarken o ilk maketin kokusu gelir burnuma: tuz, yosun ve yeni kesilmiş balsa ağacı.
Girne bana üç şey öğretti:
1. Deniz hizası alçakgönüllülüktür. Denizin üstüne ev yapamazsın, sadece misafir olursun. Seyfi Arkan bunu Florya'da göstermişti, ben Girne'de tekrarladım.
2. Usta, yaşarken de ölüyken de hocandır. Ziya TANALI ile sadece bir dönem çalıştım ama her sadeleştirdiğim planda onun sesi var: "At, korkma."
3. Başlangıç yerin kaderindir. Benim başlangıcım bir ada, bir kale, iki kaya. O yüzden hala büyük kuleler değil, kıyıda duran, rüzgârı dinleyen yapılar çizmek istiyorum.
Şimdi Sincan’da küçük bir masada çalışıyorum. Aklımda hala o 2008 tarihli eskiz çalışması.
Yol devam ediyor. Mimarlar Geç Olgunlaşır...
Yıl:2026
Yorumlar
Yorum Gönder
Fikirleriniz Bizim İçin Kıymetli Teşekkür Ederiz.