Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Hayat ve İnsan

​ Hayat ağlarını çoktan ötmüştür, sen mecnun mecnun gezerken rüzgar nereye eserse, Ağlamak neye yarar, gülmek varken, Yaşasan da bir kaybetsende bu hayat senin, Ağlaya ağlaya geçti ömrüm gözümden aksada yaş bir akmasada, Tahammülü zordur yaşamanın gerekse. İnsanlar bilmiyorlar, bilmekte istemiyorlar, Nasıl yaşanır ki bu ömür nasıl biter, Sen olsan da biter, olmasan da, Aynıdır zaman, mekan, İns’an. Nasıl olsa biter ömür dediğin. Sen olsan da biter olmasanda. İnsanlar yaşıyorlar hayatı anlamıyorlar, Lakin anlamamak daha güzel cahilce yaşamak daha kolay, Ettiğim sözlerden ancak insan olan anlar. San’attır, bizim işimiz anlamalıyız İns,an, Güzel işler yapmak için anlamalı her insan, Üzerimize vazife önce tanımalı yaratan’ı, Zengin fakir ne farkeder, önce İns’an, Etmeden önce mimarlık tanımalı mimar İnsan, Lakin kavuşmak ister her daim İnsan…                                           ...

​Architecture Before Prophet Adam and the Architectural Layers of the Kaaba

Compilation by Architect Rıza Kılıç - Architectural Research Paper  Date: August 2026 - Ankara 1. Was There Architecture Before Prophet Adam? In Islamic sources, the general consensus is that there was no human being on earth before Prophet Adam. The conscious beings before him were the jinn. The Quran, Al-Baqarah 2:30, where angels say "Will You place upon it one who causes corruption therein and sheds blood?" is interpreted by exegetes as a reference to the corruption caused by previous inhabitants (jinn). A narration from Ibn Abbas states: "The sons of Can, called jinn, were on earth two thousand years before Adam was created." Bediuzzaman also notes that before the earth became suitable for human life, a conscious species of jinn existed. They had their own form of construction according to their nature. Narrations about Hin and Bin (pre-Adamic races) are considered Israiliyyat, transferred from old Iranian folklore, without an authentic Islamic basis. Conclusio...

​Olgu Mimarlığı, İnançsız Mimari…

Doğru olan neden artık güzel değil? Son 20 yıldır mimarlıkta tuhaf bir şey oluyor. Binalarımız her zamankinden daha doğru. Yönetmeliğe uygun, simülasyonu tam, maliyeti hesaplı, deprem yönetmeliğini sağlıyor. Ama bir o kadar da ruhsuz. Buna iki isim koydum: Olgu Mimarlığı ve İnançsız Mimari. 1. Olgu Mimarlığı: Her şey doğru, bir şey eksik Olgu, felsefede fact demek. Ölçülebilen, raporlanabilen, kanıtlanabilen şey. Olgu mimarlığı şunu söyler: Emsal 1.80, çekme 5 metre, Hmax serbest. Güneş kırıcı gerekli, rüzgar koridoru böyle. m2 maliyeti şu, geri dönüşü bu. Hepsi doğru. İtirazım yok. Ama hepsi mimarlık değil. Bu, Auguste Comte'un olguculuğunun şantiye hali. Kanıt var, anlam yok. Data var, ritüel yok. 3 boyutlu görseli kusursuz, ama eşiği yok. Bizim Ankara'da buna yönetmelik mimarlığı diyoruz. Dosya tam, ruhsat tam, ama bina yok. Çünkü mimarlık, yönetmeliğin bıraktığı boşlukta değil, o boşluğa rağmen verdiğin kararda başlar. Olgu mimarlığının dili rapordur. Sunumda he...

Bir Toplumu Yok Etmek İstiyorsanız, Mimarlığı Değersizleştirin…

Bir toplumu yok etmenin en kısa yolu, ona ait olduğu yeri hatırlatan her şeyi susturmaktır. Ve bunu yapmanın en kestirme yolu bomba değildir; mimarlığı bir “süsleme” işine, mimarı da yalnızca imza atan bir teknisyene indirgemektir. Yıkımın İki Hızı Yıkımın hızlısını herkes tanır. Bir gecede silinen mahalleler, ateşe verilen köprüler, enkaza dönen çarşılar. Görünürdür, haber olur, tepki toplar. Ama asıl kalıcı olan, yavaş yıkımdır. Mimarlık ücretinin gereksiz bir masraf sayıldığı, imar kararlarının mekân kalitesi değil hız ve kâr üzerine kurulduğu, “herkes ev tasarlayabilir” denildiği an başlar. Her adım küçük bir taviz gibi görünür. Ama elli yıl sonra geriye kalan, birbirinin aynı, kimliksiz şehirlerdir — nerede olduğunuzu pencereden değil, tabeladan anladığınız yerler. Mostar: Bombanın Hedefi Taş Değildi 1993’te Hırvat topçusu, Mostar’daki tarihi köprüyü günlerce ateş altında tuttu. Köprünün şehrin savunmasında hiçbir stratejik değeri yoktu. Dört yüz yıldır iki yakayı, iki topluluğu b...

Japonlarda Deprem Yönetmeliği Keşke Bizde de Olsa...

  Japonların "deprem süspansiyonu" dediğimiz şey aslında tek bir ürün değil, 3 katmanlı bir felsefe. Mimar olarak bilmen gereken isimleriyle: 1. Taishin - Diren: Binayı daha rijit yapmak. Bizim klasik perde + çerçeve mantığı. 2. Seishin - Sönümlemek: Depremin enerjisini bina içinde eritmek. 3. Menshin - Kaçınmak: Binayı yerden ayırmak. Asıl devrim bu. Japonya'da yeni binaların %80'inden fazlasında 2 ve 3 mutlaka var. Sana mimari olarak en kritik 3 sistemi açayım: 1) Menshin - Taban İzolasyonu (Base Isolation) Mantık çok basit: Bina yere sabitlenmiyor, yere konmuş devasa kauçuk takozların üstünde yüzüyor. Nasıl çalışır? Zemin 50cm sağa sola giderken, bina sadece 10-15cm gidiyor. Periyodunu uzatıyorsun. Deprem ivmesini %50-80 düşürüyorsun. Kullandıkları mesnetler: Lead Rubber Bearing (LRB): Katman katman kauçuk + çelik plaka. Ortasında kurşun çekirdek var. Kauçuk esnekliği sağlıyor, kurşun deforme olarak enerjiyi ısıya çeviriyor. En yaygın olanı bu. High Damping Rub...