Son zamanlarda içimde ağır bir cümle dolaşıyor: Herkes bir şekilde helal haram gözetmeksizin rızık peşinde yaşar olmuş, caminin bir önemi kalmamış. Bir çoğu gece gündüz secde eder de, neye secde ettiğinin farkında değil.
Bu sitem değil, gördüğüm. Sabah işe koşuyoruz, akşam hesaba koşuyoruz. Arada ezan okunuyor, ama hayatın akışı durmuyor.
Bir dostum sordu: Bu kopukluk nerede oluyor? Dedim ki, her an.
Her an olunca tek bir büyük cami kurtarmıyor. O zaman mimarın işi değişiyor. Anıt yapmak değil, eşik koymak.
Dün sabah baktım.
İlk durduğum yer Sincan Belediyesi oldu. İnsanlar orada sıra bekliyor, imza kovalıyor. Rızık için bekliyorlar.
Ezan okunurken bir komşumu gördüm. Maşallah, hep camiye koşar. Hâlâ koşan var demek ki, ritim tamamen sönmemiş.
Bağlıca'ya giderken Zirve Caddesi'ndeki boşluklara takıldı gözüm. Ne Sincan ne Bağlıca, arada kalmış bir şehir geçişi gibi. İnsan oradan geçiyor ama durmuyor. Duracak bir sebep yok.
İşte oraya bir durak koymaya karar verdim. Otobüs durağı değil, nefes durağı.
Adını Zirve Eşiği koydum.
Üç şeyden yaptım:
1. Sert taş. Ankara ayazı malum, keser. O yüzden Sincan andeziti gibi sert bir kaide. Kışın çatlamasın, yazın yerinden oynamasın.
2. Sıcak ahşap. Yağlı meşe. El değince ısınan, oturunca üşütmeyen. Pergolayı alçak tuttum ki poyrazı kessin.
3. Su ve yön. Küçük bir sebil, üstünde sadece Bismillah. Yerde pirinç bir çizgi, kıbleyi gösterir ama bağırmaz. İsteyen içer, isteyen yönünü bulur.
Zirve Eşiği cami değil, dükkan değil. İkisinin arasında bir hatırlatıcı. Rızık peşinde koşan işçi orada bir yudum su içer, camiye koşan komşum orada nefes alır.
Ben cemaati taşla duvarla koruyamam. Ama koşan adama üç saniyelik bir durak verebilirim. O üç saniyede belki helali hatırlar, belki secdesini hatırlar.
Bu eskiz burada kalsın. Vakti gelirse inşa edilir, gelmezse niyet olarak kalır.
Allah niyetimizi kabul etsin.
Mimar Rıza KILIÇ
Yorumlar
Yorum Gönder
Fikirleriniz Bizim İçin Kıymetli Teşekkür Ederiz.