Ana içeriğe atla

​Değer Yargıları: Terazi Kimin Elinde?

Bir şeye "bu iyi", bir şeye "bu kötü" dediğimiz an, farkında olmadan bir terazi kuruyoruz. Sorun terazinin varlığı değil, ayarın kime göre yapıldığı.

Bugün değer yargısı dediğimiz şey çoğu zaman kişisel hisse indirgenmiş durumda. "Bana iyi geliyorsa iyidir." "Toplum kabul ediyorsa doğrudur." "Modası geçmişse kötüdür." Üç farklı cümle, üç farklı ilah. Biri nefis, biri kalabalık, biri trend.

İşte tam burada "Allahu Ekber" demek, sadece bir tekbir değil, bir ölçü düzeltmesidir. Allah en büyüktür demek, benim hevesimden de, çoğunluğun alkışından da, zamanın ruhu denilen o bulanık sisden de daha büyük bir merci var demektir.

Değer yargısı nasıl oluşur?

Kimse boş bir sayfa olarak başlamıyor.

  Aile: İlk "ayıp", ilk "güzel" oradan gelir.

  Çevre: Mahalle, okul, iş yeri. Aynı şeyi yapanı normal görürüz.

  Medya: Ekran bize neye üzülüp neye sevineceğimizi her gün yeniden öğretir.

  Nefis: En sinsi olanı. Canımız ne isterse onu haklı çıkaracak bir kılıf buluruz.

Bunların hepsi etkilidir, ama hiçbiri mutlak değildir. Dün ailemizin ayıpladığını bugün normal bulabiliyoruz. Dün alkışlanan bugün linç edilebiliyor. Demek ki ölçü insan elinde kaldığında sürekli oynuyor.

Peki ölçü nerede sabitlenir?

İslam geleneğinde değer yargısı, keyfî bir tercih değil, vahiy ile terbiye edilmiş bir akıl işidir. İyi, Allah'ın iyi dediğidir. Kötü, O'nun kötü dediğidir. Bu, aklı iptal etmek değil, aklı hizaya koymaktır.

Kur'an'da defalarca geçen "mizan" kelimesi boşuna değildir. Terazi gökten indirilir, yere biz kurarız. Biz kurduğumuzda ise ya fazla tartarız, ya eksik.

Allahu Ekber dediğimizde şunu itiraf ediyoruz: Benim öfkem adaletin ölçüsü değil. Benim zevkim ahlakın kaynağı değil. Benim çağım hakikatin son sürümü değil.

Bu teslimiyet insanı küçültmez, tam tersine özgürleştirir. Çünkü artık değerini her gün değişen beğeni sayılarına göre güncellemek zorunda kalmazsın.

Modern dünyada üç tuzak

1. Görelilik tuzağı: "Herkesin doğrusu kendine." Kulağa hoş gelir ama pratikte kimse böyle yaşamaz. Hırsızlık sana göre kötü değilse, sana yapılınca da ses çıkarmayacaksın demektir. Vicdan bunu yutmaz.

2. Çoğunluk tuzağı: "Herkes yapıyor." Nuh'un kavmi de çoğunluktu.

3. Fayda tuzağı: "İşe yarıyorsa doğrudur." O zaman en kullanışlı yalan, en işe yaramaz doğrudan daha mı değerli?

Değer yargısı, faydaya indirgenince insan da bir ürüne dönüşür.

Kendimize soracağımız üç basit soru

Blog yazısı uzun nutuk için değil, günlük ayar içinse, şu üç soru yeter:

1.  Bunu güzel bulmamın sebebi Allah'ın rızası mı, insanların rızası mı?

2.  Bu kararı tek başıma kalsam da verir miydim, yoksa kalabalık mı verdiriyor?

3.  On yıl sonra değil, kabirde önüme geldiğinde bu yargı beni utandırır mı?

Samimi cevaplar, terazinin ibresini yerine getirir.

Son söz

Değer yargılarıyla kavga etmeyelim, onları sahibine teslim edelim. Bismillah ile başlamak, "benim adıma değil" demektir. Allahu Ekber ile devam etmek, "en büyük ölçü sende" demektir.

O zaman iyi, gerçekten iyi olur. Kötü de gerçekten kötü. Arası bulanmaz, çünkü ışık yukarıdan gelir.

Senin terazin son zamanlarda en çok neye göre oynuyor, nefse göre mi, elaleme göre mi, yoksa gerçekten Allahu Ekber dediğin o ölçüye göre mi?


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mimarlık Yolculuğu

     Mimarlık yolculuğum bir şehir efsanesiyle değil, bir kayıt tarihiyle başlıyor: 2008, Girne. Kıbrıs'ın kuzeyinde, Girne Amerikan Üniversitesi'nin o rüzgârlı kampüsünde ilk eskiz kağıdımı masaya koydum.      O yıl her şey üst üste geldi. Henüz 18 yaşımda, bavulda cetvel takımı, kafada Akdeniz'in tuzu vardı. Temel Tasarım dersine girdiğimde karşımda Ziya Tanalı vardı. O sene Sinan Ödülü'nü almış bir usta, Ankara'dan kalkıp bize gelmişti. Tahtaya çizgi çekmezdi, soru sorardı: "Sadeleştir, neyi atarsan bina nefes alır?" Kitabının adı da buydu zaten, Sadeleştirmeler. İlk hafta elimde 50 tane küp maketle sabahladım. Hepsini attı çöpe, bir tanesini bıraktı. "Mimarlık, eklemek değil, cesurca çıkarmaktır" dedi. O cümle 17 yıldır cebimde.  İlk Proje: İki Kayanın Arasında Bir Home Office Hocanın verdiği ilk gerçek proje şuydu: kendine bir usta seç, onun için bir yer tasarla. Ben Seyfi Arkan'ı seçtim. Neden? Çünkü Arkan, 1935'te denizin üstün...

​RK Architectural Design Studio - Manifesto

Biz mimarlığın süs olduğuna inanmıyoruz. Mimarlık, hayatın kendisini taşıyan altyapıdır. Sabah ışığının mutfağa nasıl düştüğü, bir kapının sessizce kapanışı, ayakkabının çıkarıldığı o küçük eşik. Hayat bu küçük ritüellerden ibarettir. Biz o ritüelleri yoğunlaştırmak için tasarlarız. 1. Normal olanı özel kılarız. Gösterişli olana değil, doğru olana çalışırız. Lüks malzeme değil, doğru malzeme. Büyük metrekare değil, doğru oran. 2. Işık bir malzemedir. Beton kadar, ahşap kadar gerçektir. Önce ışığı çizeriz, sonra duvarı. 3. Az, eksik demek değildir. Az, karar verilmiş demektir. Her çizginin bir nedeni olmalı. Nedeni olmayan çizgiyi sileriz. 4. Mekan dürüst olmalı. Malzeme neyse o gibi görünmeli. Ahşap ahşap gibi, taş taş gibi. Taklit, mekanın hafızasını bozar. 5. Zamanı hesaba katarız. Bugün fotoğrafta güzel duran değil, on yıl sonra içinde iyi yaşlanılan evi hedefleriz. Modaya değil, kalıcılığa yatırım yaparız. 6. Her proje yere aittir. Ankara'nın ışığı, rüzgarı ve sokağı ile Ege...

MİMARİ & MANEVİYAT

1 m² Huzur: Modern Evde Minimal Namaz Köşesi Nasıl Tasarlanır? Mimari & Maneviyat 1 m² Huzur: Modern Evde Minimal Namaz Köşesi Nasıl Tasarlanır? 11 Ocak 2026 5 dk okuma Bismillâhirrahmânirrahîm. Modern evin kalabalığında, secdeye varacak kadar bir alanı huzura dönüştürmek mümkün müdür? Evet. Sadece bir metrekareyle, evinize hem estetik bir dinginlik hem de ruhunuza bir sığınak kazandırabilirsiniz. Minimalizm, yokluk değil; gereksizi ayıklayıp manayı ortaya çıkarma sanatıdır. Namaz köşesi de tam olarak budur: az eşya, çok anlam. Neden şimdi? 2026...