Bu iki cümleyi yan yana koyman zaten cevabın yarısı.
Bismillah ile başlamak, tasarımda niyeti ortaya koyar. Kalem, malzeme, yazılım değil; önce "kimin adına" sorusu. Allahu Ekber ise ölçeği hatırlatır. İnsan eliyle yapılan her şey, kendinden daha büyük bir ölçüye göre tartılır. O yüzden sınır, duvar gibi bir engel değil, eşik gibi bir şey.
Mimar olarak bunun üç yerde somutlaştığını görüyoruz:
1. Madde sınırı. Yerçekimi, taşıyıcı sistem, bütçe, yönetmelik. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 59. maddesi bile bunu yazıya dökmüş — tasarım hakkı çizgiye, şekle, renge, dokuya bağlıdır, işlevin kendisine değil. Yani hukuk bile diyor ki korunacak olan görünüş, ama görünüşün arkasındaki niyet korunmaz.
2. İnsan sınırı. Algı, kültür, ihtiyaç. Geçen hafta İzmir'de Prof. Dr. Yusuf Vardar MÖTBE Kültür Merkezi'nde açılan sergiye adını vermişler: "Tasarımın sınırları ‘Alice’ ile çizildi". Funda Cengiz küratörlüğünde kostüm ve aksesuar öğrencileri Alice Harikalar Diyarında'yı alıp gerçek kumaşa, metale dökmüş. Masalın sınırı yok, ama onu giyilebilir kılmak için dikiş payı, beden ölçüsü, sahne ışığı gerekiyor. Sınır orada çiziliyor işte — hayali dünyaya ayak bastırdığın yerde.
3. Mana sınırı. Bismillah dediğinde tasarım tüketim nesnesi olmaktan çıkıyor, emanete dönüşüyor. Allahu Ekber dediğinde de tasarımcı merkezden çekiliyor. O çekilme, kibir sınırını kaldırıyor ve aslında tasarımın alanını genişletiyor. Kibirle çizilen her şey çabuk eskir, çünkü ölçüsü insan. Tevazuyla çizilen şey, ölçüsünü insandan almadığı için daha uzun yaşar.
Bu yüzden ben sınırları şöyle okurum: Fizik seni yere bağlar, insan seni zamana bağlar, niyet seni aşkına bağlar. İlk ikisi daraltır gibi görünür, üçüncüsü açar.
Senin son dönemde çizdiklerinde bu eşik nerede beliriyor? Bir cami avlusu, bir konut, bir iç mekan — hangisinde "buradan ötesine geçemem" dediğin an, aslında Bismillah dediğin an oluyor mu?
Yorumlar
Yorum Gönder
Fikirleriniz Bizim İçin Kıymetli Teşekkür Ederiz.