Bismillah ile başlayalım.
Mimarlıkta insan maddesi, bütün diğer maddelerden önce gelen maddedir. Taş, ahşap, beton, cam sadece bedeni kurar. İnsanın kendisi ise mekana ruhu veren asıl malzemedir.
Onu 3 katmanda okuyorum:
1. Ölçü olarak insan
Vitruvius'tan Modulor'a kadar bütün oran sistemleri insan bedeninden çıktı. Kapı yüksekliği, basamak genişliği, pencere denizlik kotu, bir sedirin derinliği... Hepsi bedenin ölçüsüdür. İnsanı çekip alırsan mimarlık heykele döner. Yaşanmaz.
2. Hafıza olarak insan
Mekan, içine giren insanın hatırasıyla malzeme olur. Aynı avluda bir çocuk için oyun, yaşlı için bekleyiş, senin için namaz vakti vardır. Juhani Pallasmaa'nın dediği gibi, mimarlık gözle değil, tenle ve hafızayla ölçülür. Duvarı duvar yapan sıva değil, ona sinen ses, koku, dua, izdir.
Bu yüzden İslam mimarlığında insan maddesi daha da merkezde. Mimar, halife olarak emaneti taşır. Fıtratı bozmadan mekan kurmaya çalışır. Mimarın en büyük dersidir. Eserin galibi mimar değil, onu var eden niyettir. Aynı tevazu, kuvvetin kendinden olmadığını bilmek.
3. Niyet ve emek olarak insan
Kaleme ve yazdıklarına and olsun. Bizim çizdiğimiz her çizgi de bir kalem ahdi. O kalemi tutan el, o şantiyede taşı koyan ustanın eli, o mekanda secde eden alın, hepsi insan maddesinin katmanları. Yapı, ustanın ve kullanıcının emeğiyle pişer.
O yüzden projeye bakarken sorduğum soru hep şu olur: Bu malzeme listesine insanı ekledin mi?
Betonun cinsi ne, ışığı nereden alıyorsun, tamam. Ama bu mekanda insan nasıl duracak, nasıl yorulacak, nerede durup Allah diyecek, nerede susacak? Onu çözmeden malzeme seçimi eksik kalır.
Sen kendi pratiğinde insan maddesini daha çok ölçü olarak mı, yoksa mana ve niyet olarak mı yoğuruyorsun?
Yorumlar
Yorum Gönder
Fikirleriniz Bizim İçin Kıymetli Teşekkür Ederiz.