Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mimarlık üzerine metaforlar…

​ Mimarlıkta metafor, bir fikri doğrudan inşa etmek yerine onu başka bir şeye benzeterek inşa etmektir. Düz bir duvar örmek yerine, o duvarın bir dağ, bir zarf, bir filtre olduğunu söylemektir. Ve insanlar dağı anladığı için duvarı anlar. İki yönü var, ben ikisini de kullanıyorum aslında: 1. Mimarlıkta metafor: Binayı başka bir şeye benzeterek tasarlamak. 2. Mimarlığı metafor olarak kullanmak: Hayatı mimarlıkla anlatmak. "Toplumun temeli sağlam olmalı", "ilişkimizin çatısı çöktü" dediğimizde yaptığımız gibi. Asıl mesele birincisi. Neden ihtiyaç duyarız? Çünkü mimarlık soyut. Strüktür, sirkülasyon, ışık gibi kavramları müşteriye, jüriye, hatta kendine anlatmanın en kısa yolu benzetme. İyi bir metafor üç işi aynı anda yapar: Anlam verir: Boş bir kütle olmaktan çıkar. Formu disipline eder: Her karar "bu benzetmeye hizmet ediyor mu?" diye test edilir. Hafızada kalır: İnsanlar binayı değil, hikayesini anlatır. 3 Büyük Damar Mimarlık tarihinde ...

Niyetin Mimarlisi…

​ Niyetin Mimarlisi: Aynı Taş Neden Mescit Olur? Spot: Kapının ötesi, 5 duyunun ötesi ve şimdi niyetin ötesi. Üçü de aynı hamle: Mimarlığı gözle görülenin, elle tutulanın dışına taşımak. “Ameller niyetlere göredir.” Son iki yazıda fark etmeden aynı şeyi yapıyormuşum. Kapının Ötesi 'nde kapıyı bir marangozluk detayı olmaktan çıkarıp bir eşik haline getirmeye çalıştım. 5 Duyunun Ötesi 'nde ise mimarlığı gözün diktatörlüğünden kurtarıp dokunma, işitme, koku ve hafızaya açmaya çalıştım. İkisi de aynı hamle aslında: Mimarlığın özünü, ölçülebilir olanın dışına taşımak. Bugün o hamlenin en derinine geldik: Niyete. 1. Aynı Hamle: Öteye Taşıma Cesareti Mimarlık okullarında bize hep olgular öğretilir. Ölçü, malzeme, strüktür, yönetmelik, metrekare, maliyet. Ama hiçbir büyük mekan olgularla hatırlanmaz. Kapı, olgu olarak 90/210 bir boşluktur. Ötesi ise bir niyettir: İçeriden dışarıya, dünyadan mahreme geçiş niyeti. O yüzden aynı ölçüdeki iki kapıdan biri sadece delik, diğeri eş...

​Mimarın zihninde mimarlık nedir?

1. Boşluğu tasarlamak: Mimar duvarı çizmez, duvarlar arasında kalacak boşluğu, ışığın o boşlukta nasıl duracağını, insanın o boşlukta nasıl yürüyeceğini çizer. Louis Kahn'ın dediği gibi, "Mekanı yaratan ışıktır." 2. Davranışı kurgulamak: İyi plan, güzel görünenden çok iyi çalışandır. Bir mutfağın tezgah yüksekliği, bir okul koridorunun genişliği, bir caminin avluya açılışı aslında bir yaşam senaryosu yazmaktır. Biz mekan değil, ritüel tasarlarız. 3. Kısıtlar içinde özgürlük: Mimarlık için "sanat" demek eksik kalır. Çünkü ressamın tuvali boştur, mimarınki doludur. Bütçe, yönetmelik, statik, deprem, komşu parseli, müteahhidin bildiği kalıp sistemi, iklim... Mimarlık tüm bu kısıtların içinde hala şiirsel bir karar verebilme inadıdır. 4. Zamanı yönetmek: Mimar olmayan için bina bittiğinde mimarlık biter. Mimar için o an başlar. O bina 10 yıl sonra nasıl eskiyecek, 50 yıl sonra nasıl hatırlanacak, betonu nasıl lekelenecek? Turgut Cansever'in hep dediği şe...

​Mimar Rıza KILIÇ’ın Gözünde Mimarlık.

Bir yapıyı ilk gördüğünüzde gözünüz duvarları, pencereleri, oranları tarar; bir cephenin simetrisini, bir merdivenin eğimini, bir kütlenin gökyüzüne nasıl oturduğunu ölçer. Oysa asıl mimarlık, gözünüzün fark edemediği yerde başlar — kapıdan içeri adım attığınız o ilk saniyede, daha hiçbir şeyi analiz etmeden önce hissettiğiniz o şey. Mimarlığı hiçbir zaman yalnızca görülen bir şey olarak düşünmedim. Mimarlık sanatı beş duyu organının ötesindedir — bu benim için bir slogan değil, bir çalışma ilkesidir. Elbette beş duyu da oradadır: ayağın taşa değişi, elin bir korkuluğu kavrayışı, sesin bir avluda katlanarak yankılanışı, hatta bir mekânın kokusu — nem, ahşap, taze sıva. Ama bir projeyi tamamlanmış sayarken hep aynı soruyu sorarım: buradan çıkan biri, neyi hatırlayacak? Genellikle cevap bir görüntü değildir. Bir duygudur — omuzların gevşediği an, adımların kendiliğinden yavaşladığı an, açıklayamadığın bir huzur, bazen de bilinçaltında hissedilen ince bir gerilim. İşte mimarlığın altıncı ...

​Mimarlık San’atı 5 Duyu Organının Ötesindedir…

Bir mekân sadece görülmez, hatırlanır. Bir mekâna girdiğinizde ilk saniyede ne olur? Göz duvarları tarar, ayak zemini yoklar, kulak sessizliğin derinliğini ölçer. Ama asıl olan bundan sonra başlar — beş duyunun toplamının bile tam açıklayamadığı bir şey: “orada olma” hissi. Bir tavanın alçaklığı size güven verir ya da sizi sıkıştırır; ne göz ne de el bu hissi tek başına açıklayabilir. Bir boşluk huşu uyandırır, bir koridorun uzunluğu bir beklenti kurar. Bunlar ölçülebilir veriler değildir — bedenin mekânla kurduğu, duyuların toplamından daha fazla olan bir ilişkidir. Işık, Görülen Değil Hissedilen Bir Malzemedir Kendi tasarım anlayışımda hep şunu söylerim: “Işık bir malzemedir, önce onu çizeriz. Az, karardır.” Işığı çizmek, onu yalnızca gözle görülecek bir şey olarak değil, mekânın ruh hâlini kuracak bir malzeme olarak ele almaktır. Bir odaya süzülen ışığın açısı, sadece görüleni değil, o mekânda geçirilen zamanın nasıl hissedildiğini de belirler. Az ışık bazen bir eksiklik değil, bili...

​Bir Mimar Sizi Rezil de Eder, Vezir de…

Eskilerin bir sözü vardır: “Ya rezil eder ya vezir eder.” Ortası yoktur bu sözün; ya en tepeye çıkarır ya da adınızı lekeler. İlginçtir ki mimarlık kadar bu söze yakışan başka az meslek vardır. Çünkü bir mimarın çizdiği her çizgi, seçtiği her malzeme, açtığı ya da kapattığı her pencere; bir gün sizin hayatınızın parçası olacaktır. İyi bir tasarım o hayatı kolaylaştırır, kötüsü ise her sabah kapıdan girerken içinizi sıkar. Tarih Bunu Zaten Biliyordu Bu, yeni keşfedilmiş bir gerçek değil. Antik Mezopotamya’nın hukuk metinlerinde, inşa ettiği ev çöken ve ev sahibinin ölümüne yol açan bir yapı ustasının bundan hayatıyla sorumlu tutulacağı yazılıydı. Ağır bir hüküm gibi görünse de, aslında mesleğin binlerce yıl önce bile taşıdığı sorumluluğun ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Öte yandan, aynı coğrafyanın çok daha yakın bir tarihinde Mimar Sinan, elli yıla yakın bir süre boyunca üç padişaha baş mimarbaşılık yaptı; yüzlerce yapıya imzasını attı ve bugün hâlâ İstanbul ile Edirne’nin silüetin...

​Mimarla Çalışmaya Başlamadan Önce Bilmeniz Gereken 5 Şey…

Yeni bir yapı ya da mekân tasarımı sürecine adım atmak heyecan vericidir. Ancak bu heyecanın sağlıklı bir işbirliğine dönüşmesi, sürecin başında doğru soruları sormaktan ve netlik sağlamaktan geçer. İşte bir mimarla çalışmaya başlamadan önce bilmeniz gereken beş temel konu. 1. Bütçenizi ve İhtiyaçlarınızı Netleştirin İlk görüşmeye gitmeden önce toplam bütçenizi (proje bedeli + uygulama maliyeti dahil) olabildiğince net belirleyin. Mimarınız, elindeki bütçeye göre gerçekçi ve uygulanabilir bir tasarım önerebilmek için bu bilgiye ihtiyaç duyar. Aynı şekilde metrekare, oda sayısı ve kullanım amacınızı yazılı hale getirmeniz, ilk toplantıyı çok daha verimli kılar. 2. Ücretlendirme Nasıl İşler? Mimarlık hizmet bedeli genellikle toplam inşaat maliyetinin belirli bir yüzdesi ya da metrekare başına sabit bir ücret üzerinden hesaplanır. Sözleşme imzalamadan önce avan proje, uygulama projesi, 3D görselleştirme ve şantiye takibi gibi hizmetlerden hangilerinin bu ücrete dahil olduğunu mutlaka netl...